26 Eylül 2016 Pazartesi

Brian Wilson'ı anlama kılavuzu: Love & Mercy


Beach Boys'u az çok bilen herkes, grubun beyninin Brian Wilson olduğunu bilir. Kaliforniyalı, 1963 yılında patlayan grup, Beatles ile birlikte biri Amerika biri İngiltere kulvarında yarışırcasına tüm zamanların en iyi müziğini üretecekti o yıllarda. 

Beach Boys'un, ilk birkaç yılında Kaliforniya'da sörf yapan temiz, sarışın Amerikalılar imajının sonsuza kadar gidemeyeceğini ilk fark eden Brian'dı. 1966'da Pet Sounds albümünü yapıp hem müzikte hem sözlerde grubu zamanın ötesine uçuran kişi de Brian'dı. Kafasının içinde sesler duyan, bu sesleri bazen susturamayan bazen de şarkılara dökmeye çalışan kişi de Brian'dı. Bu onun hem en büyük yeteneği hem de laneti olacaktı.

Love & Mercy filmi de Brian Wilson'ın bu durumuna odaklanıyor. Brian'ı iki karakter üstünden anlatıyor: 60'ların sonuna doğru Pet Sounds albümünü kaydederkenki genç Brian ve 80'lerin sonunda bir nevi karanlık çağını yaşayan daha yaşlı Brian. Genç Brian'ı kendisine bir hayli benzeyen Paul Dano, Yaşlı Brian'ı ise müzik filmlerinin usta ismi John Cusack canlandırıyor. Bu kronolojik gitmeyen biyografi filmi tarzını sevdim ben, birkaç hafta önce yazdığım Get On Up filmi gibi. Usta bir senaryo ve usta bir yönetmen, tutkularını da katarak çekerse mükemmel işliyor ki Love & Mercy filminde de böyle olmuş. Yönetmen Bill Pohland ve yazarlar Oren Moverman ve Michael A. Lerner, Brian Wilson'ı öyle bir anlatmış ki o karmaşık, hassas ve yetenekli kişiliği biz seyirciye geçirmeyi başarmış.

Film, Genç Brian'ın ve Yaşlı Brian'ın hayatlarından kesitler hâlinde gidiyor. Bir yandan Genç Brian, kardeşleri ve kuzeni Mike Love'dan oluşan diğer grup elemanlarına yazdığı müziği ikna ettirmeye çalışıyor, öbür yanda da Yaşlı Brian bir araba satıcısı Melinda Ledbetter ile tanışıyor ve psikotik terapisti Eugene Landy'nin ele geçirdiği hayatı değişiyor. 

Genç Brian'ın olduğu sahneler fazlasıyla hassas. Lüks ve cennetten çıkmış gibi gözüken Kaliforniya evlerinde hayatın çok da mükemmel olmadığını görüyoruz. Brian'ın eskiden beri arasının kötü olduğu babasıyla uğraşmasını, kardeşlerine yazdığı müziği ve klasikleşmiş harmonilerini söylemeyi göstermesini, özellikle kuzeni Mike Love'ın kabullenmekte zorlandığı yeni müzik gidişatını ikna etme çabalarını izliyoruz. Ama sadece izlemiyoruz, yaşıyoruz. Brian'ın stüdyoda çalışmayan bir kulaklıktan duyduğu kaotik sesleri sanki o an biz duymuşuz gibi rahatsız oluyoruz, hâlâ sörf ve kızlardan bahsetmek isteyen çünkü bunun denenmiş ve onaylanmış Beach Boys formülü olduğunu düşünen babasına ve Mike Love'a sinir oluyoruz, onun depresif hallerini biz de yaşıyoruz adeta. Bu, yönetmen ve senaristler kadar Paul Dano'nun da ustalığı sayesinde oluyor kesinlikle. Dano, sanki Brian Wilson'ı oynamak için yaratılmış.

Yaşlı Brian'ın olduğu sahnelerse çok daha gerilimli. Genç Brian sahneleri gün batımının ve deliliğin kırmızı rengindeyse, John Cusack'in o donuk ama anlamlı ifadesiyle hayat verdiği Yaşlı Wilson'ın olduğu kesitler mavi renkte. Durgun, sakin ama fırtına öncesi sessizlik gibi. Güzel, akıllı ve cesur Melinda Ledbetter'ı canlandıran Elizabeth Banks, adeta kanatsız bir melek gibi. Hatta fazlasıyla melek gibi olduğu için biraz şüphe ettiriyor acaba film tek taraflı yazılmış olabilir mi diye, sonuçta filmin danışmanlarından biri Melinda. Onun yanında daha pasif kalan Brian ona yüzde yüz güvendiği için "Melinda onaylıyorsa doğrudur." demiş bir de. Ama biraz araştırınca anlaşılıyor ki stüdyoyu tam bir Brian Wilson tarzında pat diye ziyaret eden Brian, film hakkında oldukça tatmin olmuş. Filmin, onun sadece iki dönemine odaklanmasını da mantıklı bulmuş. Yönetmen ve senaristlerin de derslerine doğru çalıştığı belli olunca şüpheler kalkıyor.

Paul Giamatti, yine çok egzantrik bir karakteri oynuyor: Dr. Eugene Landy'i, yani Brian'ı çok önemsiyormuş gibi gözüken ama aslında ona psikolojik şiddet uygulayan ve onu resmen sömüren terapisti, bir nevi çarpık bir baba figürü. Sözde Brian'ın akıl sağlığını korumak için ona yüksek dozda ilaçlar veriyor, her şeyini kısıtlıyor, evini işgal ediyor. Brian'ın o dönemki ruh hâli ise John Cusack'in yansıttığı gibi: hayattan bezmiş, bir nevi bitki gibi yaşayan ama hâlâ müzikal yeteneğini kaybetmemiş fakat bunu yansıtamayan biri. Kendine güveniyor ve olgun ama birinin onu çekip çevirmesine ve kendine getirmesine ihtiyacı var.

Bu "biri", o zamana kadar Eugene iken, Melinda ile tanışıyor ve yıllar sonra aşkı buluyor. Ona tüm çıplaklığıyla hayatını anlatıyor, saklayacak bir şeyi yok. Melinda önce çok şaşırsa da Brian'a bağlandıkça ve kimsenin göremediği gerçek Brian'ı gördükçe onun yanında olma isteği artıyor. Eugene'in ona neler yaptığına bizzat şahit oluyor ve bu duruma bir son vermek için çok uğraşıyor. 

Brian Wilson'ın filmde en sevdiği sahneler, Yaşlı Brian ile Melinda'nın birbirlerine çok yakın olduğu sahnelermiş. Mesela piyanonun başında konuşurken. John Cusack'in bakışları ve mimiklerinin çok iyi olduğunu söylüyor ki gerçekten öyle. Bundan bile anlayabiliyoruz Brian'ın ne kadar hassas ve duygusal biri olduğunu aslında.

Filmin en sevdiğim sahneleri, stüdyoda geçen sahneler olsa gerek. Beatles ile yaşadıkları tatlı rekabetin de hat safhada olduğu 1966 yılında Brian'ın kardeşleri turdayken kendini stüdyoya kapatıp yaratıcının doruklarında bir albüm olan Pet Sounds'u kaydettiği sahneler... Bisiklet kornası ve hayvan sesleri eşliğinde geçen stüdyo kayıtlarında Brian'ın tatlı stüdyo müzisyenlerine hep cümlenin sonuna "please" diyerek direktifler vermesi... Özellikle Good Vibrations şarkısını yazdıp kaydettikleri sahneye dikkat çekmek istiyorum. Öyle bir şarkı ki bu filmden sonra loop'a alarak defalarca dinledim, sıkılmadan ve bıkmadan. 

Sorunlu, hassas ve Tanrı vergisi bir yeteneği olan bir dâhiyi daha yakından tanımak ve anlamak, tüm zamanların en etkileyici ve yenilikçi şarkılarından bazılarının nasıl yazılıp kaydedildiğini görmek ve gerçek aşkın getirdiği cesaretin ve fedakarlığın bir adamın hayatını nasıl kurtardığına tanıklık etmek istiyorsanız, Love & Mercy filmi tam size göre.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder